Yetmiş iki yaşındayım.
İnsan benim yaşıma geldiğinde geçmişte bıraktığı acıların artık kendisine yetişemeyeceğini sanıyor.
Yanılmışım.
Bazı acılar kaybolmuyor.
Sadece yıllarca sessizce bekliyor.
Oğlum Taylan, yirmi dokuz yaşındayken evleneceğini söylediğinde hayatımda uzun zamandır hissetmediğim kadar büyük bir mutluluk yaşamıştım.
Annesini sekiz yıl önce kaybetmiştik.
O günden sonra Taylan ile birbirimize daha çok bağlanmıştık.
Bir akşam eve geldi ve,
“Baba, seni biriyle tanıştıracağım,” dedi.
Yanında yirmi altı yaşında genç bir kadın vardı.
Adı Nisandı.
Uzun kahverengi saçları, sakin bakışları ve insanı rahatlatan bir gülümsemesi vardı.
Fakat onu gördüğüm ilk anda içimde tuhaf bir his oluştu.
Sanki bu yüzü daha önce görmüştüm.
Özellikle gözleri…
Bir de gülerken sol yanağında beliren küçücük gamze.
Nisan’a bakarken yıllar önce kaybettiğim birini hatırlamaya çalışıyordum.





