Kaynana damadı görünce...Devamını oku“Kalkın, ben acıktım. Kahvaltı hazırlayın.” demiş. Damat bozulmuş ama yeni damat ya…Sesini çıkarmamış. Ertesi gün yine aynı saat. Tak tak tak! — “Kalkın, acıktım ben.” Damat bu sefer daha çok sinirlenmiş ama yine susmuş. Üçüncü gün Aynı saat iTak tak tak! Damat dayanamamış,kapıyı açmış ama damadın üzerinde hiç bişey yok..……..Fotoğrafa dokunarak haberi okumaya devam edibilirsiniz
“Kalkın, ben acıktım. Kahvaltı hazırlayın.” demiş. Damat bozulmuş ama yeni damat ya…Sesini çıkarmamış. Ertesi gün yine aynı saat. Tak tak tak! — “Kalkın, acıktım ben.” Damat bu sefer daha çok sinirlenmiş ama yine susmuş. Üçüncü gün Aynı saat iTak tak tak! Damat dayanamamış,kapıyı açmış ama damadın ü-zerinde hiç bişey yok..……..Fotoğrafa dokunarak haberi okumaya devam edibilirsinizTemel bir gün teknoloji mağazasına gitmiş. Vitrindeki son model telefonları uzun uzun inceledikten sonra içeri girip satış görevlisine sormuş:
— Ula kardeş, bana öyle bir telefon ver ki her şeyi bilsun!
Satış görevlisi gülümsemiş:
— Beyefendi, artık yapay zekâlı telefonlar var. Sorularınıza cevap verir, fotoğraf çeker, çeviri yapar, yol tarif eder, hatta size hatırlatmalar bile yapar.
Temel’in gözleri parlamış.
Haçan tam aradığım şey budur! Bundan bir tane ver.
Telefonu satın alıp eve gelmiş. Akşam karısı Fadime telefonu görünce hemen sormuş:
— Temel, yine ne aldın?
Temel gururla telefonu masanın üzerine koymuş:
— Ula Fadime, bu sıradan telefon değil. Bu her şeyi biliyor!
Fadime telefonu eline almış.
— Gerçekten mi?
— Hem de nasıl! Ne sorarsan cevap verir.Fadime hemen telefonu test etmek istemiş.
— Peki bununla yemek tarifi bulabilir miyiz?
Temel:
— Elbette.
— O zaman yarın ne pişireceğimi söylesin.
Temel telefonu açmış, birkaç tuşa basmış. Telefon çeşitli yemek önerileri sıralamış.
Fadime başını sallamış:
— İyiymiş. Peki hava durumunu da biliyor mu?
Temel hemen sormuş. Telefon ertesi gün yağmur ihtimali olduğunu söylemiş.
Fadime:
Temel biraz bozulmuş ama belli etmemiş.
Ertesi sabah Temel telefonu alıp kahvehaneye gitmiş. Arkadaşlarına telefonu göstermek için sabırsızlanıyormuş.
Kahvehanede herkesin önünde telefonu masaya koymuş.
— Ula bakın, bu telefon her şeyi biliyor!
İdris hemen sormuş:
— Her şeyi mi?
— Her şeyi!
— O zaman benim geçen hafta kaybettiğim gözlüğün nerede olduğunu söylesin.Temel telefonu eline almış, biraz uğraşmış. Telefon çeşitli öneriler vermiş ama gözlüğün yerini bulamamış.
İdris kahkahayı patlatmış:
— Hani her şeyi biliyordu?
Temel hemen cevap vermiş:
— Ula telefon daha yeni geldi. Alışma sürecinde!
Arkadaşları gülmeye başlamış.
Tam o sırada kahvehanenin kapısından Fadime girmiş. Elinde Temel’in cüzdanı varmış.
— Temel!
Temel’in yüzü bir anda değişmiş.
— Buyur Fadime?
Sabah evden çıkarken cüzdanını masanın üzerinde bırakmışsın. Telefonuna da “Cüzdanımı nerede unuttum?” diye sormuşsun.
Kahvehanede bir sessizlik olmuş.
İdris merakla sormuş:
— Eee, telefon ne cevap verdi?
Fadime gülümsemiş:
— “Cüzdanınız evde olabilir” demiş.
Herkes kahkahaya boğulmuş.
Temel ise hiç istifini bozmadan:
— Gördünüz mü? İşte teknoloji böyle bir şey! Telefon cüzdanın evde olduğunu biliyor ama karımın onu bana getireceğini bilmiyor!İdris:
— Ula Temel, telefon senden daha akıllı galiba!
Temel hemen karşılık vermiş:
— O kadar da değil! Ben en azından karımın ne zaman kızacağını biliyorum.
Fadime kaşlarını kaldırmış:
— Ne zaman?
Temel bir an düşünmüş, sonra telefonu cebine koyup kahvehaneden çıkmaya başlamış:
— İşte onu telefon bile bilmiyor!
Kahvehanedekiler bir kez daha kahkahaya boğulurken Temel arkasına bile bakmadan uzaklaşmış.
O günden sonra Temel telefonunu yanından hiç ayırmamış. Fakat bir şeyi de değiştirmiş: Telefonuna artık “Her şeyi biliyor” demiyormuş.
Paris-Nice seferini yapan gece treninin lüks bir kompartımanında genç ve son derece çekici bir Fransız kadını ile orta yaşlı, karizmatik bir Fransız beyefendisi yalnız seyahat etmektedir. Kadın, trenin hafif sallantısından faydalanarak ipek elbisesinin yırtmacını yavaşça aralar, bacak bacak üstüne atar ve derin bir iç çekerek adama bakar:
— "Ah, Monsieur... Havada dayanılmaz bir tutku var, hissetmiyor musunuz? Ben çok sıcakkanlı bir kadınım. Bir erkeğin bakışlarındaki arzu beni anında eritir. Şu an içimde fırtınalar kopuyor, vücudum alev alev yanıyor..."
Paris’in ünlü sanat galerilerinden birinde, son dönemin en gözde tablosu sergilenmektedir. Tabloda sadece bir yatak, yatakta bir çift kadın ayakkabısı, bir erkek saati ve yarısı yenmiş bir sepet incir görünmektedir. Eserin adı ise *"Tutkulu Bir Öğleden Sonra"*dır.
Sanat eleştirmenleri tablonun önünde toplanmış, eserin felsefi derinliğini tartışmaktadır.
İlk eleştirmen:
— "İşte Fransız erotizminin zirvesi! Ayakkabılar fırtınalı bir aşkı, saat zamanın durduğu o şehvet anını, incir ise kadının doğasını temsil ediyor!"İkinci eleştirmen:
— "Hayır, bence bu burjuvazinin bedensel hazlar üzerinden kendini var etme çabasının resimsel bir izdüşümüdür!"
O sırada tablonun ressamı, elinde kadehiyle gruba yaklaşır. Eleştirmenler heyecanla sorar:
— "Üstat, lütfen bize açıklayın! Bu tablo neyi anlatıyor? Kadın ve erkek nerede?"
Ressam şampaniyesinden bir yudum alır, çapkın bir tebessümle fısıldar:
— "Kadın ve erkek nerede mi? Tablonun arkasındaki duvara kulaklarınızı dayayın chérie, hâlâ işlerini bitiremediler..."
Ünlü Çapkının Mimarisi
yüzyıl Paris’inin en çapkın kontu, şehrin en görkemli ve gizemli malikanesini yaptırmak için dönemin en yetenekli mimarıyla anlaşır. Kont mimara özel isteklerini sıralar:
— "Mon cher mimar, öyle bir yatak odası tasarlamalısın ki içindeki her şey arzuladığım kadınları baştan çıkarmama yardımcı olmalı! Yatak tavanına ayna, duvarlara özel kadife kaplamalar, romantik şamdanlar ve gizli kapılar istiyorum!"Mimar aylarca çalışır, malikaneyi bitirir. Kont ilk gecesinde Paris’in en güzel kontesini malikanesine davet eder. Şampanyalar içilir, müzik çalar ve Kont kadını yatak odasına götürür. Odaya girdikleri anda tavandaki devasa ayna aşağı iner, duvarlardan vanilya kokulu buharlar yükselir, gizli mekanizmayla ipek perdeler çekilir ve romantik bir müzik başlar.
Kadın büyülenmiş bir şekilde yatağa uzanır ve Kont'a fısıldar:Mon Amour, bu inanılmaz! Vücudumdaki her zerre senin için arzudan titriyor... Beni hemen kucağına al ve en çılgın fantezilerini gerçekleştir!"
Kont heyecanla kadının üzerine atılır ama tam o sırada yatak aniden ikiye bölünür, Kont alt kattaki bodruma düşer ve şılp diye su dolu bir havuzun içine batar.
Yukarıda kalan kadın şaşkınlıkla aşağı bakar. Islanmış Kont, suyun içinden sinirle bağırır:
— "Mimar! Sana fantezi odası yap dedim, akrobatik tuzak odası değil! Neden buraya havuz koydun?!"Bodrumun köşesindeki karanlıktan mimarın sesi yükselir:
— "Kusura bakmayın Monsieur Kont, ama 40 dakikadır hazırlık yapıyorsunuz ve kadın tutkudan yanıyordu. Onu daha fazla bekletseydiniz kadın alev alacaktı, ben de tedbir olarak soğutma havuzu ekledim!"
4. Şatodaki Fransız Usulü Terbiye
Bordeaux yakınlarında devasa bir şatoda yaşayan yaşlı ve zengin bir dük, kendisinden çok genç ve son derece çekici olan yeni eşinin sadakatinden şüphelenmektedir. Bir gün sadık hizmetkarı Pierre’i çağırır:
— "Pierre, bu gece Paris’e iş gezisine gidiyormuş gibi yapacağım. Sen gizlice Düşes’in odasının kapısında bekle. Eğer içeri bir erkek girerse anahtar deliğinden bak ve ne olduğunu bana aynen rapor et!"
Ertesi gün Dük şatoya döner ve hemen Pierre’i huzuruna çağırır:
— "Anlat Pierre! Gece neler oldu?"Pierre yutkunarak anlatmaya başlar:
— "Efendim, gece yarısı Düşes Majesteleri odasındaydı. İpek geceliğiyle aynanın karşısında saçlarını tarıyordu... Derken kapı açıldı ve içeri yakışıklı, kaslı genç bir adam girdi."
Dük heyecanla sorar:
— "Evet?! Sonra ne oldu?"
Pierre devam eder:
— "Adam Düşes’e yaklaştı, tek kelime etmeden onu belinden tuttu ve ateşli bir şekilde öpmeye başladı. Sonra geceliğinin askısını yavaşça omzundan düşürdü..."
Dük nefes nefese kalır:Tanrım! Sonra?"
Pierre:
— "Sonra efendim, adam Düşes’i kucağına aldı ve yatağa doğru götürdü. Yatağın kenarına geldiklerinde adam üstündeki gömleği tek hamlede yırttı, Düşes ise arzudan çıldırmış gibi onun saçlarını çekiyordu..."
Dük sabırsızlıkla bağırır:
— "Eee, bitir artık Pierre, sonra ne yaptılar?!"Pierre mahcup bir şekilde başını öne eğer:
— "Valla efendim, tam o sırada ikisi de yatağın üzerine yatıp elbiselerini tamamen çıkarınca... Ne yalan söyleyeyim, Fransız erotizmi öyle bir seviyeye ulaştı ki ben anahtar deliğinden bakmayı bıraktım, içeri girip katıldım!"
5. Sınır İhlali
Bir Fransız, bir İtalyan ve bir Alman; Alp Dağları’ndaki çok lüks ve izole bir otelde konaklamaktadır. Otelin sauna bölümünde son derece alımlı, sadece havluya sarınmış güzel bir Fransız kadını dinlenmektedir.
Önce Alman içeri girer. Kadının güzelliği karşısında büyülenir. Askeri bir disiplinle kadının yanına oturur, boğazını temizler ve der ki:
— "Frau, mükemmel bir fiziğe sahipsiniz. Sizinle verimli ve tutkulu bir birliktelik yaşamak için 15 dakikalık bir program hazırlayabilirim."
Kadın adama soğuk bir bakış atar: "Non Monsieur, çok ruhsuzsunuz," der ve adamı gönderir.Sonra İtalyan içeri girer. Göğüs bağrını açmış, abartılı jestlerle kadının ellerini tutar:
— "Bella! Gözlerindeki ateş Akdeniz’i yakar! Seninle bu gece aşktan ölmeye hazırım, bana kalbini aç!"
Kadın hafifçe gülümser: "Çok güzel sözler ama çok dramatiksine mon cher," der ve onu da yollar.En son Fransız adam içeri girer. Kadına hiç bakmaz. Gider köşedeki şezlonga uzanır, bir sigara yakar (saunada olmasına rağmen), gözlerini kapatır ve derin bir iç çeker. Kadın 10 dakika boyunca adamın ilgisini çekmeye çalışır; havlusunu biraz kaydırır, bacaklarını uzatır, iç çeker... Ama adam oralı bile olmaz.
Sonunda kadın dayanamaz, kalkıp adamın yanına gider, üzerindeki havluyu tamamen düşürür ve adamın kulağına fısıldar:
— "Monsieur... Ben tam karşında tamamen çıplağım, arzudan tutuşuyorum ve sen bana bakmıyorsun bile! Hiç mi erotizm duygun yok?"
Fransız adam gözlerini yavaşça açar, sigarasından bir fırt çeker, kadını tepeden tırnağa süzer ve fısıldar:
— "Chérie... Bir kadını elde etmek için çabalamak acemilerin işidir. Hakiki bir Fransız, kadının arzudan kendi kendini teklif etmesini bekler. Ve gördüğün gibi, planım tıkır tıkır işliyor..."