G-892JKVGF0C
Zaman, bir derya gibiydi, dolu dolu akarken, o genç zihinle geçirdiğim her an beni farklı bir yola yönlendiriyordu. Yaş farkı, çoğu zaman bir engel gibi görünse de, kalp ve zihin arasındaki bağları yok saymak, aslında hayatın sunduğu en büyük hediyelerden biriydi. Belki de her birey, yaşına bakılmaksızın, yaşamın getirdiği tecrübelerle dolu birer hazineydi. Her konuşma, her paylaşılan an, içsel yolculuğuma bir parça daha ekliyordu. Tanıştığımız andan itibaren, zamanın değeri ve anlamı hakkında yeniden düşünmeye başladım. Hayatın zenginlikleri, sadece yaşla değil, duygularla, düşüncelerle ve paylaşımlarla şekilleniyordu. Bu deneyim, bana insan ilişkilerinin ne denli derin ve anlamlı olabileceğini hatırlattı; belki de kalpten gelen bir bağ, tüm yaş farklarını aşabilir. Her yeni tanıdık, hayat yolculuğumuzda birer ışık kaynağı olarak kalır ve bu ışık, belki de geleceğe dair umutlarımızı aydınlatı
Akdeniz güneşinin portakal bahçelerini ve eski taş evleri ısıttığı, Güney İtalya’nın küçük bir sahil kasabasında günbatımı vaktiydi.
Yol uzundu," diye karşılık verdi Camilla, masaya doğru yavaş adımlarla yaklaşırken. Bakışları, Marco’nun rahat hareketlerinde ve gömleğinin hafifçe açık üst düğmelerinde gezindi.
Paris’in üstüne çöken sonbahar akşamı, Sen Nehrinin sularına yansıyan sokak lambalarının sarı ışıklarıyla aydınlanıyordu. Le Marais semtinin tarihi, dar sokaklarından birinde, yüksek tavanlı ve içi eski kitap kokan küçük bir sanat galerisi vardı. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyor, camlara vuran damlalar içerideki sessizliğe ritmik bir melodi katıyordu.Galerinin sahibi Céleste, büyük ahşap masasının arkasında oturmuş, bir sonraki sergi için hazırladığı fırça darbelerini inceliyordu. Üzerindeki koyu yeşil ipek gömlek, vücut hatlarını belli edecek şekilde yumuşakça dökülüyor, omuzlarından aşağı süzülen dalgalı kumral saçları her hareketinde boynunu açıkta bırakıyordu. Fransız kadınlarına özgü o zahmetsiz şıklık ve zarafet, tavırlarının her detayına sinmişti.Girişteki pirinç çanın hafif sesiyle kapı aralandı. İçeriye giren Julien’di. Üzerindeki koyu renk paltonun omuzlarında yağmur damlaları parıldıyordu. Julien, restorasyon uzmanıydı ve haftalardır Céleste ile birlikte 19. yüzyıldan kalma bir tablo koleksiyonu üzerinde çalışıyordu. Bakışları Céleste’e kaydığında, gözlerinde gizleyemediği bir derinlik peydah oldu.
Yine geç saatlere kadar kalmışsın, Céleste," dedi Julien, paltosunu yavaşça çıkarıp askıya asarken. Sesi, galerinin yüksek tavanlı salonunda sıcak ve davetkar bir tonda çınladı.
O zaman bu geceyi aceleye getirmeyelim," dedi Julien, kadehlerden birini Céleste’e uzatırken. Parmakları birbirine değdiğinde, ikisinin de içinden hafif bir ürperti geçti. Şarabın yakut kırmızısı rengi, masadaki mum ışığında parıldıyordu.Céleste kadehinden küçük bir yudum aldı. Şarabın meyvemsi ve baharatlı aroması damağında yayılırken, Julien masanın yanına kadar geldi. Céleste’in arkasına geçti, ellerini Céleste’in sandalyesinin arkalığına dayadı. Eğildiğinde, nefesinin sıcaklığı Céleste’in kulağının arkasındaki hassas teni yaktı geçti.
Julien, Céleste’in belinden tutarak onu kendine doğru çekti. İpek kumaşın altındaki vücut sıcaklığı, ikisinin de aklını başından almaya yetiyordu. Julien’in parmakları, Céleste’in belinden omurgası boyunca yukarı doğru yavaşça tırmandı. Her dokunuş, Céleste’in hafifçe iç çekmesine sebep oluyordu.Julien yavaşça eğildi. Önce Céleste’in çene çizgisine, ardından boynunun o en hassas noktasına yumuşak, acelesiz bir öpücük kondurdu. Céleste gözlerini kapattı, elini Julien’in saçlarının arasına kaydırdı. Fransızca tutkulu bir fısıltı döküldü dudaklarından: "Mon amour..."
Julien onu incitmekten korkar gibi son derece nazik ama bir o kadar da karşı konulmaz bir tutkuyla öpmeye devam etti. Dudakları Céleste’in boynundan köprücük kemiğine doğru kayarken, ipek gömleğin düğmelerinden biri daha çözüldü. Galeri içerisindeki mum ışığı, ikisinin birleşen gölgelerini tuval üzerine düşen bir sanat eseri gibi duvara yansıtıyordu.Dışarıda Paris yağmuru sokakları ıslatmaya devam ederken, içeride zaman tamamen durmuştu. Yalnızca kadehlerin hafif çınlaması, yağmurun ritmi ve iki insanın birbirinin sıcaklığında kaybolduğu acelesiz, derin bir arzunun fısıltıları vardı.
Herkes Ondan Umudu Kesti:
Karşı Komşumun Söylediği
Ay bir de Türk ortalamasını baz almış iğrenç!