G-892JKVGF0C
Juliette, yatak odasındaki geniş kütüphanenin yanında duran pirinç lambanın ışığını kıstı. Üzerinde ipek, fildişi rengi bir gecelik vardı. Günün yorgunluğunu üzerindeki lavanta kokulu duşun ardından atmaya çalışsa da zihninde hâlâ günün detayları geziniyordu. Ancak bu odanın kapısı kapandığında, dış dünyaya ait her şey o ahşap eşiğin arkasında kalırdı.Saat gece yarısını epey geçtiğinde, dairenin ağır meşe kapısının kilit sesi duyuldu. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan ve saatler süren ameliyatlar ile teorik derslerin ardından eve dönen Henri, adımlarını olabildiğince sessiz atarak odaya girdi. Üzerindeki koyu renk ceketini sandalye arkalığına bıraktı, kravatını gevsetti. Yüzünde günün getirdiği ağır bir zihinsel yorgunluk vardı; fakat gözleri Juliette’i bulduğunda, o yorgun ifadenin yerini derin ve sarsılmaz bir bağlılık aldı. İkisi arasında yıllar içinde örülmüş, kelimelere ihtiyaç duymayan sessiz bir anlaşma vardı.
Saat gece yarısını epey geçtiğinde, dairenin ağır meşe kapısının kilit sesi duyuldu. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan ve saatler süren ameliyatlar ile teorik derslerin ardından eve dönen Henri, adımlarını olabildiğince sessiz atarak odaya girdi. Üzerindeki koyu renk ceketini sandalye arkalığına bıraktı, kravatını gevsetti. Yüzünde günün getirdiği ağır bir zihinsel yorgunluk vardı; fakat gözleri Juliette’i bulduğunda, o yorgun ifadenin yerini derin ve sarsılmaz bir bağlılık aldı. İkisi arasında yıllar içinde örülmüş, kelimelere ihtiyaç duymayan sessiz bir anlaşma vardı.Henri, adımlarını aceleye getirmeden yatağın kenarına oturdu. Juliette ona doğru döndü ve elini yavaşça eşinin omzuna koydu. Henri, avuç içini Juliette’in yanağına dayayarak parmak uçlarıyla onun şakaklarını okşadı. Bu ilk temas, günün tüm stresini bir anda eriten bir anahtar gibiydi. Ardından başını öne eğip dudaklarını Juliette’in boyun girintisine bastırdı; derin bir nefes alarak teninin sıcaklığını ve kokusunu içine çekti.
Elinin tek bir zarif hareketiyle geceliğin askısını omzundan aşağı doğru kaydırdı. İpek kumaşın ten üzerinden süzülüşü, odadaki derin sessizlikte hafif bir fısıltı gibi ses çıkardı. Henri, dudaklarını Juliette’in göğsüne yaklaştırdığında, bu sıradan bir arzu değil; tam anlamıyla bir sığınma, dünyadan kaçış ve yeniden doğuş arayışıydı.
Dakikalar birbirini kovaladı. Henri, bu tutkulu ritüelin içinde kaybolmuşken, Juliette gözlerini kapatıp başını geriye, yumuşak yastıklara bıraktı. O an ne Paris’in soğuk gecesi, ne yarın onları bekleyen yoğun gündem, ne de odanın dışındaki hayat önem taşıyordu. Henri için burası zihnini susturabildiği tek yer; Juliette içinse eşinin bu katıksız, çocuksu ama bir o kadar da erkeksi bağımlılığını hissettiği en güvenli limandı.Zaman iyice ağırlaştığında ve tutkunun dalgası yerini yavaşça huzurlu bir dinginliğe bıraktığında, Henri başını onun göğsünden kaldırmadı. Doyuma ulaşmış, sığınak bulmuş bir ruhun huzuruyla başını oraya yaslamış halde kaldı. Juliette, parmaklarını hâlâ onun saçlarında gezdirmeye devam ederken, dışarıda Paris sabaha karşı beliren hafif bir sisin altında uyumaya devam ediyordu.
Herkes Ondan Umudu Kesti:
Karşı Komşumun Söylediği
Ay bir de Türk ortalamasını baz almış iğrenç!