G-892JKVGF0C
Hastalığı günden güne ilerleyip eli ayağı iş tutamaz olunca, konağın dirlik ve düzeni tehlikeye girmişti. Devran Ağa ise hem bu düzenin bozulmasına tahammül edemeyen hem de toprağı gibi hanesini de daima diri, bereketli ve güçlü tutmak isteyen bir adamdı. Kararını vermiş, bir değil iki genç kadını aynı anda hanesine kuma olarak getirmiştiGirdiğimiz ilk andan itibaren avluda asılı kalan gerginlik, sadece bir haneye alışma telaşı değildi. Devran Ağa’nın varlığı, konağın her köşesine sinmiştiAğır çizmelerinin ahşap merdivenlerde bıraktığı tok yankı, koridordan her geçişinde ikimizin de nefesini kesiyordu. Mihriban ile yan yana durduğumuz her an, aramızdaki örtülü rekabetin altında adı konmamış, tensel ve duygusal bir merak dalgalanıyordu.Bakışlarımız bazen birbirine çarpıyor, ardından aynı anda koridorun sonundaki büyük odaya, ağanın kapısına çevriliyordu. İkimiz de gençtik; damarlarımızdaki kan deli akıyor, içimizde bastırılması güç bir ilgi ve karşı konulmaz bir tutku büyüyordu.Günler, konağın taş zeminlerini ovmak, bakır kazanlarda reçeller kaynatmak ve ipek çarşafları havalandırmakla geçti. Ancak ne iş yaparsak yapalım, aklımız hep o akşamın geleceği andaydı. Devran Ağa, gün boyu tarlaları ve atları denetler, akşamları ise geniş sedirinde oturup ikimizi de dikkatle süzerdi.Bakışları sertti ama derinlerinde yakıcı bir köz parıldardı. O köz, dokunduğu yeri kavuracak cinstendi. Bir keresinde su testisini ona uzatırken parmak uçlarım parmaklarına değmiş, teninden yayılan o sıcaklık günlerce boynumda, göğsümde dolaşmıştı
Mihriban’ın da aynı ateşte yandığını, onunla göz göze geldiğimde kızaran yanaklarından ve titreyen ellerinden anlıyordum. İkimiz de sadece bu konağın işlerini üstlenmek değil, o heybetli adamın dünyasında asıl yeri almak istiyorduk.Zaman geçtikçe aramızdaki o gerilim, yerini tuhaf bir ortaklığa ve gizemli bir bekleyişe bıraktı. Konağın sessizleştiği, gaz lambalarının cılız ışıklarının duvarlarda gölgeler çizdiği gecelerde, Hatice Hanım kendi odasında dinlenirken, Devran Ağa’nın ayak sesleri konağın üst katında duyulurdu.Nihayet o beklenen fırtınalı gece geldi. Gök gürültüsü vadiyi sarsarken, Devran Ağa ikimizi de çalışma odasının bulunduğu üst sofaya çağırdı.
Bu konak sadece iş buyurmakla, kazan kaynatmakla ayakta durmaz,” dedi sesi odanın içinde bir ferman gibi yankılanırken. Bize doğru attığı her adımda aramızdaki mesafe eridi, heyecan dizlerimizin bağını çözecek raddeye geldi. Mihriban’ın hızlanan solukları benimkine karıştı.
Ancak tam o esnada, gerçeğin asıl düğümü çözüldü. Hatice Hanım’ın hastalığı sadece bedensel bir yorgunluktan ibaret değildi; bu konağa bir varis verememenin getirdiği keder, onun ruhunu tüketmişti.
Herkes Ondan Umudu Kesti:
Karşı Komşumun Söylediği
Ay bir de Türk ortalamasını baz almış iğrenç!