Çok yaşlı ve aynı zamanda meraklı bir kadın alışveriş için çarşıya çıkmış. yolda yürürken gözüne kuyrukta bekleyen seksi giyimli bayanlar takılmış. en sondakine sormuş “evladım bu ne kuyruğu böyle?” diye, seksi bayan sinirli bir şekilde yaşlı kadını süzerek, “teyze burada nane şekeri veriyorlar” demiş. kadıncağız da uzun süre olmuş nane şekeri yemeyeli hemen kuyruğa girmiş. aslında o gün ??????lerin vesika uzatma günüymüş, devamı için diğer sayfaya geçiniz
30 YAŞ ALTI OKUMASIN BU FIKRAYI ONA GÖRE 😃
( Devamı Yorumda )Çok yaşlı ve aynı zamanda meraklı bir kadın alışveriş için çarşıya çıkmış. yolda yürürken gözüne kuyrukta bekleyen seksi giyimli bayanlar takılmış. en sondakine sormuş “evladım bu ne kuyruğu böyle?” diye, seksi bayan sinirli bir şekilde yaşlı kadını süzerek, “teyze burada nane şekeri veriyorlar” demiş. kadıncağız da uzun süre olmuş nane şekeri yemeyeli hemen kuyruğa girmiş. aslında o gün ??????lerin vesika uzatma günüymüş, sırası gelen vesikasını uzatıp mühürletiyormuş. sonunda sıra ihtiyar kadına gelmiş adam karşısında yaşlı kadını görünce “sen de mi be teyze?” demiş o da cevaben “a evladım dişlerim yok ama yalarım” demiş.
Avrupa’daki çıplaklar kampları (naturist kamplar), doğayla iç içe, özgür ve tamamen giysisiz bir tatil deneyimi sunan popüler destinasyonlardır. Bir "Avrupa çıplaklar kampı öyküsü" (hikayesi) arıyorsanız, işte bu felsefeyi, ilk anlardaki çekingenliği ve sonrasındaki o muazzam hafifleme hissini anlatan kısa bir hikaye:
Önyargıların Ötesinde: Gizemli Bir Özgürlük
Deniz dalgalarının sesi, çam ağaçlarının kokusuna karışıyordu. Aylin, arabanın direksiyonunu sıkıca kavramış, navigasyonun onu getirdiği tabelaya bakıyordu: “Naturist Resort - Valalta”.
Yıllardır Avrupa'da yaşayan arkadaşı Can, ona bu fikri ilk açtığında Aylin kahkahayı basmıştı. "Ben mi? Asla yapamam!" demişti. Ama son bir yıldır hayat o kadar üst üste gelmişti ki; iş stresi, toplumsal baskılar, sürekli bir kalıba sığma çabası... Aynaya her baktığında sadece kusurlarını görüyordu. Bir değişiklik gerekiyordu. Radikal bir değişiklik.
İlk Adım ve O Meşhur Çekingenlik
Resepsiyondan geçip kamp alanındaki küçük ahşap bungalovuna yerleştiğinde kalbi küt küt atıyordu. Dışarıda insanlar alabildiğine rahat, bisiklet sürüyor, market alışverişi yapıyor, kafede kahve içiyordu. Tek bir farkla: Üzerlerinde hiçbir şey yoktu. Ne bir marka logolu tişört, ne statü belirten bir kıyafet. Sadece insanlardılar.
Aylin odasında yarım saat boyunca bikini giymekle giymemek arasında savaştı. Sonunda derin bir nefes aldı. Buranın kuralı buydu: Çıplaklık bir cinsel obje değil, doğallığın ta kendisiydi. Bornozunu üzerine geçirip kumsala doğru yürüdü.
Kuma ayak bastığında, bornozun kuşağını çözmek hayatının en zor kararı gibi geldi. Ama etrafına baktı; kimse kimseyi süzmüyor, kimse kimsenin selülitine, kilosuna ya da vücut şekline bakmıyordu. Her yaş grubundan, her fizikten insan sadece güneşin ve denizin tadını çıkarıyordu.
Eşitliğin Hafifliği
Bornozunu havlusunun üzerine bıraktığı an, tenine değen o ilk rüzgâr ve güneş ışığı Aylin’e bambaşka hissettirdi. İlk beş dakika köşe bucak saklanacak yer arayan gözleri, yavaşça sakinleşti. Denize doğru yürüdü.
Suya girdiği an, mayo kumaşının ağırlığı olmadan yüzmenin ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu fark etti. Sudaki herkes eşitti. Ne zenginlik, ne yoksulluk, ne toplumsal statü... Kıyafetler gittiğinde, geriye sadece saf insan kalmıştı.
Akşamüstü kampın sahil barında otururken, yan masadaki Alman bir çiftle sohbete başladı. Yaşlı çift, otuz yıldır her yaz buraya geldiklerini anlattı. Adam, Aylin'in yüzündeki o ilk gün şaşkınlığını görüp gülümsedi:
Kıyafetler sadece bedenimizi değil, zihnimizi de hapseder kızım. Burada kimse senin ne iş yaptığını, ne kadar kazandığını ya da nasıl göründüğünü umursamaz. Burada sadece 'sen' olursun."
Yeni Bir Başlangıç
Bir haftalık tatilin sonunda Aylin, arabasına binip üzerini tekrar giyinmek zorunda kaldığında kendini garip bir şekilde kısıtlanmış hissetti. Kumaş parçaları tenine ağır gelmişti.
Aynaya baktı. Artık kusurlarını görmüyordu; sadece güneşten hafifçe kızarmış, mutlu ve her şeyden önemlisi, kendi bedeniyle barışmış bir kadın görüyordu. Avrupa'nın bir ucundaki bu kamp, ona hayatı boyunca unuttuğu en basit şeyi hatırlatmıştı: Kendisi olmayı.