Yusuf, köyün göz bebeğiydi; yirmi beşinde, dağ rüzgârları gibi pervasız, kavruk tenli, derin ela gözlerinde dizginlenemez bir ateş taşıyan o delikanlı…
G-892JKVGF0C
Genç kızların rüyalarını süsleyen, köy kahvesinde adımları yankılanan o fırtına yürekli genç, ne köyün taze gelin adaylarına dönüp bakmış ne de ona sunulan hiçbir kısmete boyun eğmişti. Onun gözü, vadinin yalnız kadınının, yani benim üzerimdeydi.
Bir gece ansızın bastıran deli bir fırtına sırasında kapım gümledi. Kapıyı açtığımda sırılsıklam, nefes nefese karşımdaydı.
Gözlerindeki arzu, yerini derin bir merak ve meydan okumaya bıraktı. “Hiçbir sır beni senden vazgeçiremez,” dedi inatla, bir adım daha yaklaşarak.
Yusuf donup kalmıştı, gözleri büyüdü.
Oda derin, boğucu bir sessizliğe büründü. Yusuf’un yüzündeki o genç, cüretkâr arzu yavaşça yerini acı bir idrake ve saygı dolu bir ürpertiye bıraktı.