Ayrintilat yorumda
G-892JKVGF0C
Akdeniz’in insan ayağı az basmış, sarp kayalıklarla gizlenmiş o özel koyunda, zamanın da kuralların da bir hükmü yoktu. Güneş batmak üzereydi; gökyüzü amber, kızıl ve morun en sıcak tonlarına bürünürken, koy koyu bir sessizliğe gömülmüştü.Eda, gün boyu tenini ısıtan güneşin ve tuzun bıraktığı tatlı sızlamayla sahilde dalgaların çekildiği ıslak kumlara uzandı. Üzerinde hiçbir şey yoktu; ne bir kumaş parçası ne de şehir hayatının getirdiği o ağır toplumsal maskeler. Sadece rüzgar, teni ve kendisi. Tam o sırada, koyun diğer ucundan denizden yeni çıkmış olan Sinan belirdi. Bronz teninden süzülen su damlaları, batan güneşin son ışıklarıyla parıldıyordu.
Sinan, kadının üzerine doğru eğildiğinde, tenlerinin birbirine değen her noktası adeta alev alıyordu. Dudakları, Eda’nın boynundan başlayarak çenesine, oradan da büyük bir susuzlukla dudaklarına ulaştı. Bu yumuşak ama derin öpücükle birlikte, kumsaldaki esinti yerini odunsu bir sıcaklığa bıraktı. Eda’nın elleri, Sinan’ın ıslak saçlarının arasına kenetlendi, onu daha da kendine çekti.Bedenleri ıslak kumların üzerinde, doğanın tam kalbinde birbiriyle bütünleşirken, ne bir acele vardı ne de bir gizlenme arzusu. Her dokunuş daha derin, her nefes daha sabırsız bir hal alıyordu. İki çıplak ten, batan güneşin kızıllığı altında tek bir ritme büründü; dalgaların kıyıya vuruşu gibi güçlü, düzenli ve tutkulu.
Günün son ışıkları da kaybolup gökyüzünü lacivert bir geceye bırakırken, koyda sadece birbirinin sıcaklığında kaybolmuş iki aşığın nefesleri ve tenlerinin birbirine değen sesi kaldı. Doğanın tam ortasında, tüm fazlalıklardan arınmış bu aşk, gecenin karanlığında kendi ateşini yakmıştı.
Selim, elindeki şarap kadehini masaya bırakıp balkondan geceyi izleyen sevgilisi Melis’e doğru yaklaştı. Melis’in üzerinde sadece ince, beyaz ipek bir sabahlık vardı. Dolunayın parlak ışığı, kumaşın altından kadının vücut hatlarını neredeyse tamamen ortaya çıkarıyordu. Selim, arkasından sessizce yaklaşıp kollarını onun beline doladı ve göğsünü Melis’in sırtına yasladı.Melis, onun tanıdık sıcaklığını hisseder hissetmez başını arkaya, Selim’in omzuna doğru eğdi. Selim, dudaklarını kadının boynuna, saçlarının başladığı o hassas çizgiye bastırdı. Sıcak nefesi ve dudaklarının yumuşak dokunuşu, Melis’in vücudunda ani bir ürperti dalgası yarattı.
Fransa’nın en güzel manzarası bu odada," diye fısıldadı Selim, ellerini Melis’in belinden yukarıya, ipek kumaşın üzerinden göğüs kafesine doğru kaydırırken.
Dudakları büyük bir susuzlukla birleştiğinde, Fransız kırsalının sessiz gecesinde sadece onların derin nefesleri ve tenlerinin birbirine sürtünürken çıkardığı o davetkar ses duyuluyordu. Her dokunuş bir öncekinden daha derin, her öpücük daha talepkardı. İki beden, gecenin sıcaklığında ve şarabın verdiği o hafif çakırkeyiflikle, zamanı ve mekanı tamamen unutarak tek bir ritimde eridiGece yarısını çoktan geçtiğinde, odadaki mumlar tükenmiş, geriye sadece birbirinin kollarına yığılmış, tenleri hala sıcak ve nemli iki aşığın huzurlu nefesleri kalmıştı. Loire Vadisi’nin gökyüzündeki yıldızlar, o gece Fransa’da yaşanan en yalın ve en tutkulu aşka şahitlik ediyordu.