Çocukluk arkadaşım, dul annemi her perşembe akşamıÇocukluk arkadaşım, dul annemi her perşembe akşamı dans etmeye götürüyordu. Sonunda nedenini sorduğumda verdiği cevap, hayatım boyunca unutamayacağım bir gerçeği ortaya çıkardı.Çocukluk arkadaşım, dul annemi her perşembe akşamı dans etmeye götürüyordu. Sonunda nedenini sorduğumda verdiği cevap, hayatım boyunca unutamayacağım bir gerçeği ortaya çıkardı.Çocukluk arkadaşım, dul annemi her perşembe akşamı dans etmeye götürüyordu. Sonunda nedenini sorduğumda verdiği cevap, hayatım boyunca unutamayacağım bir gerçeği ortaya çıkardı.
Baran uzun süre konuşmadı. Parmaklarını direksiyona hafifçe vuruyor, sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. Sonunda bana dönüp gözlerimin içine baktı.
"Baban, ölmeden üç ay önce beni yanına çağırdı." dedi.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Ne demek istiyorsun?"
"Kanserinin artık geri dönüşü olmadığını biliyordu. Bunu senden ve annenden uzun süre sakladı. Bana ise son bir ricada bulundu."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Nasıl bir rica?"
Baran yutkundu.
"'Ben gittikten sonra eşim kendini hayattan tamamen çekecek.' dedi. 'O dans etmeyi çok sever ama bensiz asla gitmez. Eğer bir gün tamamen içine kapanırsa, onu yeniden hayata döndür. Sakın yalnız bırakma.'"
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
Babam gerçekten böyle bir şey yapmış olabilir miydi?
Baran devam etti.
"Önce kabul etmedim. İnsanlar yanlış anlar diye korktum. Ama baban bana, 'Başkalarının ne düşündüğü önemli değil. Onun yeniden gülümsemesi önemli.' dedi."
Başımı önüme eğdim.
Bir anda son aylarda annemin yüzünde gördüğüm mutluluğun sebebi anlam kazanmaya başlamıştı.
"Peki neden bunu bana söylemediniz?"
"Çünkü bana söz verdirdi."
"Kim?"
"Annen."
Şaşkınlık içinde yüzüne baktım.
"İlk kez onu dans etmeye götürdüğüm akşam, eve dönerken ağlamaya başladı. Bana, 'Oğlum bunu öğrenirse yanlış anlar. İnsanlar da konuşur. Lütfen bunu aramızda tutalım.' dedi."
O an içimde hissettiğim suçluluk tarif edilemezdi.
Haftalardır ikisinden şüphelenmiş, aklımdan olmadık ihtimaller geçirmiştim.
Oysa ortada sadece tutulmuş bir söz vardı.
Baran cebinden eski, katlanmış bir zarf çıkardı.
"Bunu da artık sana vermemin zamanı geldi."
Zarfın üzerinde babamın el yazısını görünce ellerim titredi.
Yavaşça açtım.
İçindeki mektup kısa ama çok anlamlıydı.
"Canım oğlum...
Eğer bu mektubu okuyorsan ben artık aranızda değilim. Annen güçlü görünür ama kalbi çok kırılgandır. Onun yeniden gülümsemesi için bazen benim yapamayacağım şeyleri başkaları yapmak zorunda kalabilir.
Baran'a güveniyorum. Ona, seni değil anneni koruma görevi verdim. Çünkü sen bir gün kendi hayatını kuracaksın ama annen uzun yıllar yalnız yaşayacak.
Eğer bir gün onları birlikte görürsen, lütfen yanlış anlama. Bil ki bunu isteyen benim.
Bir insan sevdiğini kaybedebilir ama yaşamayı kaybetmemelidir."
Eğer bir gün onları birlikte görürsen, lütfen yanlış anlama. Bil ki bunu isteyen benim.
Bir insan sevdiğini kaybedebilir ama yaşamayı kaybetmemelidir."
Mektubun son satırını okurken gözyaşlarımı tutamadım.
Babam, ölümünden sonra bile annemin geleceğini düşünmüştü.
Ertesi gün annemin yanına gittim.
Beni görünce her zamanki gibi çay koymaya kalktı.
Kolundan tuttum.
"Anne..."
Yüzüme baktı.
"Cebimde babamın mektubu var."
Bir anda rengi değişti.
"Baran verdi, değil mi?"
Sessizce başımı salladım gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfda....
Annem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Babana çok kızmıştım." dedi.
"Neden?"
"Çünkü bunu planladığını öğrendiğimde ağlamaktan nefes alamamıştım. Bana, 'Bir gün beni bırakıp yeniden gülümsemek zorunda kalacaksın.' demişti."
Annem pencereye doğru yürüdü.
"İlk aylar evden bile çıkmak istemedim. Sonra bir perşembe Baran kapıyı çaldı. Elinde babanın en sevdiği şarkıların olduğu eski bir CD vardı."
Gülümsedi.
"'Bugün sadece bir şarkı dinleyelim.' dedi."
"Sonra?"
"Bir hafta sonra bir şarkı daha... Sonra küçük bir yürüyüş... Sonra parkta düzenlenen dans gecesi..."
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"İlk başta dans edemedim. Sürekli ağlıyordum."
Ben de sessizce dinliyordum.
"Baran bana, 'Amca seni böyle görmek istemezdi.' dedi. O cümleden sonra ayağa kalktım."
Annem pencereye doğru yürüdü.
"İlk aylar evden bile çıkmak istemedim. Sonra bir perşembe Baran kapıyı çaldı. Elinde babanın en sevdiği şarkıların olduğu eski bir CD vardı."
Gülümsedi.
"'Bugün sadece bir şarkı dinleyelim.' dedi."
"Sonra?"
"Bir hafta sonra bir şarkı daha... Sonra küçük bir yürüyüş... Sonra parkta düzenlenen dans gecesi..."
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"İlk başta dans edemedim. Sürekli ağlıyordum."
Ben de sessizce dinliyordum.
"Baran bana, 'Amca seni böyle görmek istemezdi.' dedi. O cümleden sonra ayağa kalktım."
Annem derin bir nefes aldı.
"Her perşembe biraz daha iyileştim."
O gün ilk kez annemin acısının tamamen geçmediğini, sadece onunla yaşamayı öğrendiğini anladım.
Aradan birkaç hafta geçti.
Bu kez perşembe akşamı annemin kapısını ben çaldım.
Hazırlanıyordu.
"Baran birazdan gelir." dedi.
"Gelmeyecek."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Neden?"
"Çünkü bu akşam seni ben dansa götüreceğim."
Gözleri doldu.Annem pencereye doğru yürüdü.
"İlk aylar evden bile çıkmak istemedim. Sonra bir perşembe Baran kapıyı çaldı. Elinde babanın en sevdiği şarkıların olduğu eski bir CD vardı."
Gülümsedi.
"'Bugün sadece bir şarkı dinleyelim.' dedi."
"Sonra?"
"Bir hafta sonra bir şarkı daha... Sonra küçük bir yürüyüş... Sonra parkta düzenlenen dans gecesi..."
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"İlk başta dans edemedim. Sürekli ağlıyordum."
Ben de sessizce dinliyordum.
"Baran bana, 'Amca seni böyle görmek istemezdi.' dedi. O cümleden sonra ayağa kalktım."
Annem derin bir nefes aldı.
"Her perşembe biraz daha iyileştim."
O gün ilk kez annemin acısının tamamen geçmediğini, sadece onunla yaşamayı öğrendiğini anladım.
Aradan birkaç hafta geçti.
Bu kez perşembe akşamı annemin kapısını ben çaldım.
Hazırlanıyordu.
"Baran birazdan gelir." dedi.
"Gelmeyecek."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Neden?"
"Çünkü bu akşam seni ben dansa götüreceğim."
Gözleri doldu.
"Sen dans etmeyi bilmezsin."
"Gerekirse rezil olurum."
Annem kahkaha attı.
Aylar sonra ilk kez o eski, içten kahkahasını duymuştum.
O akşam belediyenin açık hava etkinliğine gittik.
Müzik başladığında önce ikimiz de çekindik.
Sonra annem elimi tuttu.
"Bir... iki... üç..." diye saymaya başladı.
Adımlarımı sürekli karıştırıyordum.
Yanımızdaki insanlar gülümseyerek bize bakıyordu.
Ben utanırken annem çocuklar gibi gülüyordu.
Şarkı bittiğinde bana sarıldı.
"Biliyor musun?" dedi.
"Baban seni şimdi görseydi seninle gurur duyardı."
O gece eve döndüğümüzde salondaki eski müzik çaları çalıştırdı.
Aylar sonra ilk kez evimizin içinde yeniden müzik çalıyordu.
Birkaç gün sonra bahçeye çıktığında kurumuş çiçekleri temizledi, yeni fideler dikti.
Hayat eskisi gibi değildi.
Babam geri gelmeyecekti.
Ama onun sevgisi, geride kalanların birbirine tutunmasını sağlamıştı.
O günden sonra perşembe akşamları bazen Baran annemi dansa götürdü, bazen ben eşlik ettim.
Ve her seferinde şunu hatırladım:
Gerçek dostluk, bir insanın yokluğunu doldurmaya çalışmak değildir. Gerçek dostluk, o insanın sevgisini yaşatacak kadar vefalı olabilmektir. Babam aramızdan ayrılmıştı ama bize bıraktığı en büyük miras; sevginin, vefanın ve verilen sözlerin ölümden bile daha uzun yaşayabileceğini göstermesiydi.