Akşamüstü saat altıya doğru eve dönen Hakan, anahtarını kapı kilidinde iki kez çevirdi. Normalde eşi Zeynep o saatlerde salonda tez yazıyor ya da kütüphanede çalışıyor olurdu. Ancak evin içine adım attığında, koridorda garip bir sessizlik ve mutfaktan gelen yarım kalmış bir kahve kokusu vardı.
Akşamüstü saat altıya doğru eve dönen Hakan, anahtarını kapı kilidinde iki kez çevirdi. Normalde eşi Zeynep o saatlerde salonda tez yazıyor ya da kütüphanede çalışıyor olurdu. Ancak evin içine adım attığında, koridorda garip bir sessizlik ve mutfaktan gelen yarım kalmış bir kahve kokusu vardı.
Salona geçtiğinde Zeynep’i orada göremedi. Tam ceketini çıkarıp asacakken, koridorun sonundaki yatak odasından boğuk fısıltılar ve bir takım tıkırtılar geldiğini fark etti. Oysaha sabah Zeynep, banyonun ve yatak odasındaki gardırop kapağının tamiri için bir usta çağıracağını söylemişti.
Hakan yavaş adımlarla koridorda ilerledi. Yatak odasının kapısı hafifçe aralıktı. İçeri baktığında, gardırop kapaklarını sökmüş olan tamirci ile Zeynep’in yatağın kenarında yan yana oturduğunu gördü. İkisi de kapının açıldığını duymamıştı;
ellerinde gardırobun menteşe parçaları vardı ve bir şeyler hakkında oldukça yakın bir mesafeden, alçak sesle konuşuyorlardı.
Hakan kapıyı biraz daha ittirip "Kolay gelsin," dediğinde ikisi de irkilerek başını kaldırdı. Zeynep hızla ayağa kalkıp üstünü başını düzeltti, tamirci ise elindeki alet çantasını toparlamaya başladı. Ortamdaki ani gerginlik ve sessizlik, Hakan’ın zihninde soru işaretleri yaratsa da kendini sakin tutmaya çalıştı.
Tamirci işin bittiğini söyleyip ödemeyi aldıktan sonra hızla evden ayrıldı. Hakan, kapı kapandıktan sonra Zeynep’e dönüp sadece baktı. O akşam evde konuşulmayan ama ikisinin de hissettiği o ağır şüphe, aralarındaki mesafeyi daha da belirgin hale getirdi.
Gece yarısı telefonun ekranı sessizce aydınlandığında, Merve yatakta hafifçe kıpırdadı. Yanında derin uykuda olan Hakan’ın yüzüne sızan zayıf ışık, sadece bir bildirimin değil, beş yıllık evliliklerinin üzerindeki o görünmez çatlağın da habercisiydi. Merve telefonu eline almadı; sadece ekranda beliren ismi okudu: “Buse - Proje Asistanı”. Altında ise tek bir cümle yazıyordu: “Yarınki toplantıdan önce kahve içebilir miyiz? Söylediklerini düşündüm.”
O an içini kaplayan soğukluk, bir şüphe değil, uzun süredir hissettiği ama kendine itiraf edemediği bir gerçeğin
kabullenişiydi. Hakan son birkaç aydır "mesailer", "yeni projeler" ve "yetişmeyen işler" arasında kaybolmuştu. Eve geldiğinde bedenen orada olsa da zihni hep başka bir yerde, uzaklardaydı. Telefonu parmak iziyle açılmasın diye masaya hep ekranı kapalı koyuyor, her bildirim sesinde hafifçe irkiliyordu.
Ertesi sabah Merve hiçbir şey söylemedi. Hakan kahvaltısını alelacele yapıp "Yine yoğun bir gün" diyerek evden çıkarken, Merve onun gözlerinin içine baktı. Hakan bakışlarını kaçırdı.Akşam Hakan eve döndüğünde salonda bir sessizlik vardı. Merve masanın üzerinde duran iki çay fincanının yanında sakince oturuyordu. Hakan çantasını bırakıp "Çok yorgunum hayatım" diyerek koltuğa geçecekti ki Merve konuştu:
"Kahvenizi beğendiniz mi?"
Hakan duraksadı. "Ne kahvesi?"
"Bugün Nişantaşı'ndaki kafede Buse ile içtiğiniz kahve," dedi Merve. Sesi bağırmıyordu, ama içinde batan bir geminin ağırlığı vardı. "Ve dün gece telefonuna gelen mesaj..."
Hakan’ın yüzü bir anda soldu. Önce inkar etmeye çalıştı, "Yanlış anlıyorsun, sadece iş arkadaşım..." dedi. Fakat Merve’nin gözlerindeki netliği görünce kelimeleri boğazında düğümlendi. Bahahaneler tükenmişti. Yalanların arkasına sığınamayacağı o çıplak an gelip çatmıştı.
"Beni aldatman sadece o kadınla görüşmen değil Hakan," dedi Merve ayağa kalkarken. "Beni aldatman; her gün yüzüme bakıp hiçbir şey yokmuş gibi davranman, bana ayırmadığın o dikkat ve sevgiyi başkasına cömertçe harcaman. Ben bu evde bir gölge olmayı kabul etmiyorum."
Merve o gece valizini topladı. Hakan’ın pişmanlık dolu sözleri, özürleri ve gözyaşları geride kalan yıkımı tamir etmeye yetmedi. Güven bir kere kırıldığında, hiçbir söz onu eski haline getiremiyordu. Merve kapıdan çıkıp kendi yoluna yürürken, arkasında sessiz ve içi boşalmış bir ev bıraktı.