Evliliğimizin dördüncü yılında, o çok sevdiğim huzurlu daire, kocam Selim’in bitmek bilmeyen “arkadaş meclisi” yüzünden bir bekleme salonuna, beni ise kendi hayatının kenarında bir servis elemanına dönüştürmüştü.
G-892JKVGF0C
Selim, dışarıya karşı alabildiğine bonkör, neşeli ve herkesin sırtını sıvazlayan o popüler adamdı; ancak evin eşiğinden içeri adım attığında bütün dikkati, sadece çevresinde kurduğu o sahte onay çemberine kayardı. Eve gelen kalabalık neredeyse hiç değişmezdi.Masadaki tabaklar boşalır, muhabbetler gece yarılarına sarkar, ben ise mutfakla salon arasındaki o dar koridorda görünmez bir gölge gibi gidip gelirdim.
Mutfakta su doldururken arkamda hissettiğim adım sesleri, salona her girişimde tenimi yakan o pervasız ve arzulayıcı bakışlar… Bana sadece “Selim’in eşi” olarak değil, unutulduğum, saklandığım o kabuğun altındaki bir kadın olarak bakıyordu. Bu bakışlarda hem ürpertici bir cüret hem de uzun zamandır açlığını çektiğim o yakıcı fark edilme hissi vardı.Kendi içimdeki bu çatışma beni günden güne daha uyanık, daha hesapçı kılıyordu. Selim’in beni sıradanlaştıran körlüğü ile Kerem’in beni adeta bir hedefe koyan gözü kara cüreti arasında sıkışıp kalmayacaktım. Bir kurban gibi sessizce köşeme çekilmek yerine, bu gerilimi kendi ellerimle yönetmeye karar verdim.
Salona girdiğim an ortamdaki havanın nasıl bir anda ağırlaştığını hissettim. Selim telefonundaki maillere bakarken sadece “Şunları masaya bırakıver” dedi, yüzüme bile bakmadı. Fakat Kerem…
Salondan çıkıp mutfağa geçtim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama korkudan değil, kendi gücümün bilincine varmaktan. Işıkları bilerek loş bıraktım. Birkaç dakika sonra arkamdaki kapı hafifçe aralandı. İçeri girdi, kapıyı arkasından neredeyse tamamen kapattı.
Bana doğru bir adım daha attı, eli omzuma uzanmak üzereydi. Gözlerinde, istediğini alacağından emin bir avcının küstahlığı vardı. Tam o anda, geri çekilmek yerine ona doğru yarım adım yaklaştım; kokusunu, heyecanını, nefesindeki gerilimi yüzümde hissedecek kadar yakınına geldim.
Sen Selim’in sırtına basarak yükselmeyi, beni de bu evin unutulmuş bir süsü olarak kullanmayı planladın,” dedim, gözlerine hiç kırpmadan bakarak. “Ama ben ne bu evin hizmetçisiyim ne de senin gizli kaçamağın.
Mutfağın kapısını ardına kadar açtım. Salona döndüm, çantamı ve kabanımı aldım. Selim hâlâ kanepede arkadaşlarına bir şeyler anlatıyor, hayali projelerinden bahsediyordu. Kapının eşiğinde durup ona son bir kez baktım; etrafındaki sahte dostların gürültüsünde kendi yalnızlığını bile fark edemeyen bir adama baktım.