Detaylar yorumda
G-892JKVGF0C
Paris’in biraz uzağında, Loire Vadisi’nin uçsuz bucaksız üzüm bağlarına bakan tarihi bir taş evde, yaz gecesinin sıcaklığı odanın içini sarmıştı. Pencereler ardına kadar açıktı; içeriye rüzgarla birlikte nemli toprak ve olgunlaşmış üzüm kokuları doluyordu.Selim, elindeki şarap kadehini masaya bırakıp balkondan geceyi izleyen sevgilisi Melis’e doğru yaklaştı. Melis’in üzerinde sadece ince, beyaz ipek bir sabahlık vardı. Dolunayın parlak ışığı, kumaşın altından kadının vücut hatlarını neredeyse tamamen ortaya çıkarıyordu. Selim, arkasından sessizce yaklaşıp kollarını onun beline doladı ve göğsünü Melis’in sırtına yasladı.
Melis, onun tanıdık sıcaklığını hisseder hissetmez başını arkaya, Selim’in omzuna doğru eğdi. Selim, dudaklarını kadının boynuna, saçlarının başladığı o hassas çizgiye bastırdı. Sıcak nefesi ve dudaklarının yumuşak dokunuşu, Melis’in vücudunda ani bir ürperti dalgası yarattı.Fransa’nın en güzel manzarası bu odada," diye fısıldadı Selim, ellerini Melis’in belinden yukarıya, ipek kumaşın üzerinden göğüs kafesine doğru kaydırırken.
Selim, Melis’in çıplak belini kavrayıp onu odanın ortasındaki geniş, eskitme yatağa doğru yönlendirdi. Tenleri yatağın serin çarşaflarıyla buluştuğunda, aralarındaki çekim artık durdurulamaz bir boyuta ulaştı. Selim’in elleri, Melis’in pürüzsüz teninde, kalçalarından yukarıya doğru adeta ezberlemek ister gibi tutkuyla gezindi.Dudakları büyük bir susuzlukla birleştiğinde, Fransız kırsalının sessiz gecesinde sadece onların derin nefesleri ve tenlerinin birbirine sürtünürken çıkardığı o davetkar ses duyuluyordu. Her dokunuş bir öncekinden daha derin, her öpücük daha talepkardı. İki beden, gecenin sıcaklığında ve şarabın verdiği o hafif çakırkeyiflikle, zamanı ve mekanı tamamen unutarak tek bir ritimde eridi
Gece yarısını çoktan geçtiğinde, odadaki mumlar tükenmiş, geriye sadece birbirinin kollarına yığılmış, tenleri hala sıcak ve nemli iki aşığın huzurlu nefesleri kalmıştı. Loire Vadisi’nin gökyüzündeki yıldızlar, o gece Fransa’da yaşanan en yalın ve en tutkulu aşka şahitlik ediyordu.
Elena, odanın loş ışığında, yatağın kenarına oturmuş, dökme demir şamdanın titreyen alevini izliyordu. Üzerindeki keten elbisenin askılarını omuzlarından aşağıya düşürmüş, tenini gecenin serinliğine bırakmıştı. Tam o sırada banyodan çıkan Matteo, kapı eşiğinde durup sevgilisini süzdü. Teninden hala tazelenmiş bir su kokusu yükseliyor, göğsündeki su damlaları odadaki loş ışıkta parlıyordu.Matteo, adımlarını gizlemeden, çıplak ayaklarının ahşap zeminde bıraktığı hafif sesle Elena’ya doğru yürüdü. Arkasına geçip diz çöktü; elleri, kadının güneşten hafifçe bronzlaşmış, pürüzsüz sırtına yerleşti. İlk temasla birlikte ikisi de derin bir nefes aldı. İtalya’nın bu sakin kırsalında, dünyanın geri kalanından uzakta geçirdikleri bu günler, aralarındaki çekimi adeta patlamaya hazır bir volkana dönüştürmüştü.
Matteo’nun dudakları, Elena’nın iki kürek kemiğinin arasındaki o hassas çukura dokundu. Sıcak ve ağır öpücüklerle omurgası boyunca yukarıya, boynunun arkasına doğru tırmandı. Elena, başını geriye doğru yaslayarak gözlerini kapattı, parmakları kendiliğinden Matteo’nun güçlü kollarına kenetlendi.Çok güzelsin, Elena," diye fısıldadı Matteo, İtalyanca aksanının o ritmik, erkeksi tonuyla.
Bedenleri birleştiğinde, odadaki havanın sıcaklığı bir kat daha arttı. Dudakları büyük bir açlıkla kenetlenirken, Matteo’nun elleri Elena’nın kalçalarını kavrayarak onu kendine daha da yakınlaştırdı. Tenlerin birbirine her sürtünüşü, odada yankılanan nefes sesleri ve yatağın ritmik gıcırtısı, dışarıdaki cırcır böceklerinin sesine karışıyordu. Her dokunuş daha derin, daha sahiplenici ve daha tutkuluydu. Zaman, İtalyan kırsalının bu zamansız gecesinde tamamen durmuştu; sadece birbirinin sıcaklığında kaybolan iki bedenin ritmi vardı.Gece sabaha doğru evrilirken, şamdandaki mum çoktan eriyip bitmişti. Toskana semalarında yıldızlar parıldamaya devam ederken, odada sadece tenleri hala nemli ve sıcak, birbirine sarılmış iki aşığın huzurlu solukları kalmıştı.