Mendil.
Fotoğraflar.
Ve küçük kutu.
“Bunları getirdim.”
Neriman bir süre ona baktı.
“Teşekkür ederim.”
Nazan kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
“Benim annem de cezaevindeydi.”
Neriman başını kaldırdı.
Nazan arkasını dönmeden konuşmaya devam etti.
“Ben on yaşındayken girdi. On üçümde çıktığında artık başka biriydi. Sürekli buradakilerden bahsederdi. Gardiyanlardan, mahkûmlardan, dayaktan…”
Sonunda Neriman’a döndü.
“Bir kere bir müdürün onu ölümden kurtardığını söylemişti.”
Neriman’ın yüzü değişti.
“Annenin adı neydi?”
Nazan cevap vermekte zorlandı.
“Gülay Demir.”
Neriman’ın eli titredi.
Yavaşça yatağın kenarına oturdu.
“Gülay…”Nazan’ın gözleri büyüdü.
“Tanıyor musun?”
Neriman başını salladı.
“Hatırlıyorum.”
Yıllar önce Gülay, başka mahkûmlar tarafından ağır şekilde dövülmüştü. Neriman o gece kuralları çiğneyip ambulans çağırmış, geç kalınması durumunda sorumlu olacağını bilmesine rağmen onu hastaneye göndermişti.
Gülay hayatta kalmıştı.
Nazan’ın gözleri doldu.
“Annem hep o müdürü anlatırdı.”
Neriman küçük kutuyu açtı.
Madalyayı eline aldı.
“Demek sen onun kızısın.”
Nazan başını eğdi.
İlk kez o sert ve korkulan kadın yok olmuş gibiydi.
“Bugün sana yaptıklarım için özür dilerim.”
Neriman uzun süre cevap vermedi.
Sonra Nazan’ın gözlerinin içine baktı.
“Özür başlangıçtır. Ama yeterli değildir.”
Nazan başını kaldırdı.
“Ne yapmam gerekiyor?”
Neriman sakin bir sesle cevap verdi.
“Bir daha kendinden zayıf gördüğün hiç kimseye bunu yapma.”Nazan’ın gözünden bir damla yaş aktı.
Ertesi sabah avluya çıktıklarında herkes yine Neriman’a bakıyordu.
Ama bu kez başka türlü.
Nazan ve iki arkadaşı avlunun bir köşesinde duruyordu.
Yeni gelen genç bir mahkûmun yanına başka kadınlar yaklaşınca Nazan öne çıktı.
Herkes yine kavga çıkacağını düşündü.
Fakat Nazan kadınların önünü kesti.
“Bırakın onu.”
Mahkûmlardan biri şaşırdı.
“Ne oldu sana?”
Nazan kısa bir an Neriman’a baktı.
Sonra cevap verdi.
“Bazı şeyleri geç öğreniyoruz.”
Neriman uzaktan onu izledi ve hafifçe gülümsedi.
Aylar geçti.
Neriman cezasını tamamladı.
Cezaevinden çıkacağı gün Nazan kapının yanında onu bekliyordu.
“Bir daha görüşür müyüz?” diye sordu.
Neriman çantasını omzuna taktı.
“Umarım dışarıda.”
Nazan gülümsedi.
Neriman birkaç adım attıktan sonra geri döndü.
“Annen sana benim kim olduğumu anlatmış olabilir. Ama bugün önemli olan benim kim olduğum değil.”
Nazan dikkatle dinledi.
“Önemli olan senin bundan sonra kim olmayı seçeceğin.”
Neriman kapıdan çıktı.
Güneş yüzüne vurduğunda gözlerini kapattı.
Yetmiş sekiz yaşındaydı.
Hayatında ilk kez bir cezaevinden mahkûm olarak çıkıyordu.Ama geride bıraktığı şey, yıllar önce müdür olarak yaptığı bütün işlerden belki de daha değerliydi.
Çünkü bazen bir insanın geçmişte kim olduğu değil, başına gelen kötülükten sonra ne yapmayı seçtiği önemlidir.
Ve Neriman o gün bir kez daha anlamıştı:
İnsanı güçlü yapan, karşısındakini korkutabilmesi değil; elinde güç varken ona zarar vermemeyi seçebilmesiydi